16 Nisan 2007 Pazartesi

The Secret- Sır

MUTLAKA İZLEYİN!!!

Yıllar önce dedem iflas ettiği dönemde,evler dükkanlar elden gidip çoluk çocuk ortada kalmışlar.. Rahmetli babanemin o zaman devamlı söylediği bir söz varmış..

"Allah'ımın hazinesinde çok var. Benden esirgemez. Ben ondan isterim. Allah'ım verir bana."

Ve aradan 1 sene geçmeden bizimkiler yeni yapılanan Bahçelievler semtinin kooperatifinden muhteşem evimizi satın almışlar :) şaka değil gerçek.. Sene 1946..
Bu sözü hayatın her noktasında, her olay için kullandı. Şahidim.

Aşağıdaki film ile Reiki eğitmenim Dilek Öztürk sayesinde tanıştım ve izledim..
Teşekkürler Dilek' ciğim..

Evet hayatım değişti.. Sene 2007..
İşimde mutlu değildim.. Sonucu biliyorsunuz:)
Mutlu olabileceğim bir iş istiyordum ve yine sonucu biliyorsunuz :)

Babanemin davranışlarını ve sözlerini çok iyi anladım o zaman. Meğer babanem o zamanlardan biliyormuş Çekim Yasasını!
Dinimizdede böledir. İyiyi dile iyilik bulsun seni derler. Kötüyü düşünme,dileme ki ; hacet kapılarının açık olacağı tutar derdi büyüklerimiz..

Yaptığım şey; endişenin,korkunun bana hakim olmasını engellemek..
Last samurai deki hiç düşünce yada matrix 'deki kaşık yok gibi..
Ve umud etmek, düşünmek.. Hayaliniz ne ise ona odaklanmak..
Hayal değil,gerçek gibi hissetmek..

Derya Baykal'ın programında tanıtımıda yapıldı, benden önce davrandılar. Ülkemizdede satışı başlamış kitabının ve dvd sinin. İlk fırsatta onlarıda temin etmek lazım. Ama öncesinde filmi sabredip 1:30 saat izleyin.. Hatta indirin, bir kaç defa izleyin..


The Secret-Sır part_1




The Secret-Sır Part_2



İndirmek isterseniz linkleri... İndirip bilgisayardan izlerseniz alt yazılar daha net okunacaktır.
Mutlaka arşivinizde bulunsun isterim.. Tıklayın ve indirin..
Part 1
Part 2

Işık ve sevgiyle kalın..

10 Nisan 2007 Salı

Hayat Yolunda _ Taha Akyol

Lise yıllarımda okuduğum bir kitap..
Şuanki düşüncelerimin oluşmasında, yaşamımı şekillendirmemde büyük etkisi olmuştu.
Özellikle gençlere tavsiye ediyorum ama herkezin okuması gerekli diye düşünüyorum.

Akyol kitabının ilk bölümünde gençlere "Size ideolojik telkinde bulunmak gibi bir niyetim yok," diyor. Tecrübelerini aktarıyor ve nasıl kaliteli insan olunacağını anlatmaya başlıyor. Kitabı açar açmaz böyle bir cümleyle karşılaşan genç neler düşünür merak ettik.

Akyol gençlerin kendilerini kaba duyguların ifadesi ve yontulmamış iç güdülerin patlaması düzeyindeki bir "izm"e kaptırabileceklerini söylüyor ve sonlarının hüsran olacağı konusunda gençleri uyarıyor. Onlara böyle bir "izm"e kapılır mısınız, diye sorduk.

"Benim izm'im iyidir"i bırak diye devam ediyor kitaba Taha Akyol. Gençlere tutucu olmamaları yolunda öğütler veriyor ve gençliğe bugünün tehlikelerinin sık dokulu mistik gruplar ve ideolojik örgütler olduğunu söylüyor. Biz de gençlere izmlerinde ne kadar ısrarcı olduklarını ve günümüzün tehlike kaynaklarını sorduk.

Akyol bir kara büyüden bahsediyor. Genci ölüme sürükleyen bir kara büyü bu. Yazar dava uğruna yaşamın değil de ölümün seçilmesinin nedeninin ölümseverlik mi, mazohist bir psikoloji mi olduğunu anlamaya çalışıyor. Gençlere sorduk: Dava uğruna ölünmeli mi?

Yazar sağda ve solda radikalleşen bir gençlikten ve onların ortak yanlarından söz ediyor, gençlere sık dokulu topluluklardan kopmanın zihindeki fikirlerin düzeltilmesinden daha zor olduğunu söylüyor. Gençlerin cevabı ne?

Akyol kitabında yalnızca ideolojik konulardan bahsetmiyor. Örneğin, kayınvalide ve kayınpederlere artık çocuğunuzun sahibi değilsiniz, eşler birbirinin sahibidir diyor. Gençlerle sahiplenmek kavramını ve evliliğin insanların özgürlüğünü kısıtlayıp kısıtlamadığını da konuştuk. Söz şimdi gençlerde...
1936 yılında Yozgat’ta doğan Taha Akyol, ilk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra memleketine dönüp bir süre serbest avukat olarak çalıştı. Daha sonra Ankara’ya gelen Taha Akyol, "Hergün" gazetesinde yönetici ve araştırmacı olarak görev aldı. "Tercüman" gazetesinde genel yayın müdürü ve yazar olarak çalıştı. Taha Akyol, günümüzde "Milliyet" gazetesinde köşe yazarlığını sürdürürken CNN Türk’ün de genel müdürlüğünü yapıyor.

5 Nisan 2007 Perşembe

La Marche de L’Empereur - İmparator'un Yolculuğu

Muhteşem bir Belgesel-Film..
2006 En iyi Belgesel Oscar Ödülünü aldı..
Amerika'da hasılat Rekoru kırdı..

Hayretler içinde tv'de 2 defa izledikten sonra vcd'si bir Böcek'ten hediye geldi :) .. Teşekkür ederim..

Sizlerede videoları izlemenizi ve akabinde vcd yada dvd sini edinmenizi şiddetle tavsiye ederim..

Sevgi, aile, aşk ne demek birde onlardan görün derim..

Bir türün devamı için ne zorluklara katlandığını öyle güzel görüntüleyip , muhteşem bir eser haline getirmiş.. Tüm zorluklara aşk ile zevgiyle nasıl göğüs gerdiklerini görmeniz lazım..

Luc Jacquet imzalı “İmparatorun Yolculuğu - La Marche de L’Empereur” cesaret, aşk ve hayatta kalma savaşının inanılmaz hikayesini anlatıyor.
Film, hâlen gizemi devam eden İmparator Penguenler’in yaşamlarını ve kendi türünün hayatta kalma mücadelesini olağanüstü görsellikte anlatıyor.

Vahşi yaşam belgeselleri ile ün yapan ödüllü belgeselci, fotoğrafçı ve kameraman Luc Jacquet, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde İmparator Penguenler’in peşine düşüyor…

Bir erkek, bir kadın ve bir çocuk oyuncunun seslendirdiği penguenler, okyanusun içinde adlarına yakışır bir yaşama sahipken, üreme mevsiminde karaya çıktıkları zaman zorluklarla karşı karşıya kalıyor ve beceriksizce yürüyen koca bir kuş oluveriyorlar. Bu asil penguen türünün büyük bir ustalıkla hareket edebildiği buzlu suları, açlık ve sefalet pahasına terk etmesinin ise tek bir nedeni var: Tüm canlıların en büyük amacı, yani, kendi türünün devamı...


İMPARATOR KOLONİSİ
Dünyadaki 40’a yakın İmparator kolonisinden ancak 4 koloni üzerinde araştırma yapılabildi. Bağımsız bir keşif seferi yapılmadan sadece bir tanesi ulaşılabilir durumdaydı. Bu, Adelie’deki Fransız bilim merkezi Dumont d’Urville’e birkaç yüz metre uzaklıkta yaşayan Geological Headland Archipelago kolonisiydi…

İMPARATORLARIN YOLCULUĞU ...
Milyarlarca yıl her kış, Antarktika’nın acımasız buz çöllerinde, dünyanın barınılması en imkansız bölgesinde gerçekten olağanüstü bir yolculuk gerçekleşiyor... Binlerce İmparator Penguen, güvende oldukları derin mavi okyanustaki evlerini terk ediyorlar. Donmuş karaya tırmanarak, kıtanın iç tarafındaki ıssız bölgeye doğru yola çıkıyorlar...


Antarktika’nın o bölgesi; çok soğuk, çok uzak ve bir canlının yaşaması için imkansız bir yer… Tek sıra halinde bu bölgeye ulaşmak için yürümeye başlarlar. Şiddetli tipiden önlerini görmekte zorlanarak, saatte 250 km esen fırtına ile mücadele ediyorlar... İmparator Penguen, üremenin, soyunun hayatta kalmasının o müthiş içgüdüsü ile cesareti ve kararlığı ile yılmadan yoluna devam eder…

Geleneksel yavrulama alanlarına her zaman yanılmadan ulaşırlar. Coşkulandırıcı kendilerine özgü seslerinin eşliğinde anlaşılması güç, karmaşık dansları ve zarif hareketleri ile ritüel kurlarını yaparlar. Sonunda, tek eşli olan İmparator penguen, eşini bulur ve birleşir… Günler kısalır ve hava şartları giderek sertleşir.

Başarı ile tamamlanan çiftleşmenin sonrasında, yumurta üretmek dişi penguenin vücudundaki besin deposunun tamamına yakınını tüketmiştir. Bu kaybını telafi etmek için hemen yiyecek bulmaya okyanusa geri dönmelidir. Dişiler balık dolu denizlere doğru 200 km’lik bir yolculuk yaparlar. Bu yüzden kuluçkaya erkek İmparator Penguen yatar.

Yolculuk tehlikeli ve yırtıcı deniz aslanlarının tehdidi altındadır. Erkek İmparatorlar, dişilerinin gidişinden sonra bebek penguen çıkana kadar değerli yumurtaları pençelerinin arasında saklayarak korurlar. Kış ilerledikçe çok şiddetli tipiler başlar, rüzgar saatte 120-160 km hızla eser. -40°C’lik soğuklara ve kutupların korkunç kışına dayanarak, erkekler yumurtalarla beraber ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalırlar.


Erkek İmparator beslenmeden, itina ile yumurtaları korurlar ve 4 ayın sonunda yumurtlar çatlar. Bebek İmparator yumurtasından yeni beyaz dünyasına çıktıktan sonra, en fazla 48 saat kendisindeki yiyecek rezervinden beslenerek dayanır. Eğer anne İmparator okyanustan yemekle dönmekte geç kalırsa, yeni doğan ölür.İşte tam bu kritik günlerde dişiler görünür. Dişiler döndüklerinde seslenmeye başlarlar ve erkekler de onlara karşılık verir. Eşler birbirlerini çiftleşme sırasında öğrendikleri seslerinden tanırlar.

Aileler tekrar biraraya geldiklerinde, görevler tersine işler. Anneler yeni doğanlarla beraber kalırken, eşleri beslenmeleri gerektiğinden hemen okyanusa dönerler. Yetişkinler balık avlarken, bebek penguenler her zaman var olan yırtıcı dev denizkuşlarının tehdidi altındadır.

Havalar ısınırken, kalın buz tabakası sonunda kırılmaya ve erimeye başlar. Bebek İmparator Antarktika’nın derin mavi sularına tereddütle gerçekleştirdikleri ilk dalışlarından sonra yetişkinler zorlu yolculuklarına devam ederler.

İmparatorun Yolculuğu La Marche de L’Empereur / Journey of The Emperor
Yönetmen: Luc Jacquet
Senaryo: Michel Fessler, Luc Jacquet
Görüntü Yönetmeni: Laurent Chalet, Jérôme Maison
Kurgu: Sabine Emiliani
Müzik: Emilie Simon
Yapımcı: Yves Darondeau, Christophe Lioud
Yapım: 2004, Fransa
Tür: BelgeselSüre: 85 dk.
Dağıtımcı: Chantier
Web Sitesi: www.luc-jacquet.com

ZAHİR _ Paulo Coelho

"Seni kendimden bile daha çok seviyorum." Eğer bunu söyleyebilirsem kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim, çünkü bu aşk beni rehin aldı.

Ünlü, başarılı, zengin bir yazarın savaş muhabirliği yapan karısı Esther bir gün ansızın ortadan kaybolur. Esther kaçırılmış mıdır, öldürülmüş müdür, yoksa kocasını mı terk etmiştir? Çok sevdiği karısını bulmak için yanıp tutuşan yazar, Esther’in en son birlikte görüldüğü Kazak genci Mikhail’le birlikte Fransa’dan İspanya’ya, Hırvatistan’dan Orta Asya steplerine uzanan bir yolculukta bulur kendini. Bu büyülü yolculuk giderek bir ‘iç yolculuğa’ dönüşecek, yazar yazgının gücü ve aşkın doğasını yeniden keşfedecek, yaşamına yeni değerler biçecektir... Günümüzün en çok okunan yazarlarından Paulo Coelho, daha önce yayınladığımız Simyacı, On Bir Dakika, Veronika Ölmek İstiyor gibi romanlarından sonra Zâhir’de de, okurlarını bir ruh yolculuğuna çıkarıyor. Zâhir’i okuduğunuzda, kendinizi daha derinden tanıyacaksınız.

Zevkle çabucacık okuduğum kitaplardan.. Ben aynını yapabilirmiydim bilmiyorum ama beni bu konuda düşündürdü bu bir gerçek.
"Sevdiğin için ne yapabilir, neleri göze alabilirsin ?"

Önce bunun cevabını bulmak lazım.

1 Nisan 2007 Pazar

Armagedon - Aydoğan Vatandaş

Türkiye-İsrail Gizli Savaşı

"Bu kitap Türkiye' nin gizli ve fakat gerçek tarihidir. Körfez Savaşı'ndan, Çekiç Güç' e, Kürt Devleti projesinden Susurluk' a ,
Uğur Mumcu suikastinden Eşref Bitlis cinayetine, Muavenet olayından ordu içindeki yapılanmaya değin gizli kalmış birçok olay, bambaşka bir üslupla, tüm belgeleriyle birlikte yeniden ele alındı.

Okurken irkileceğiniz bu kitabı asla unutamayacaksınız.."

Arka kapaktan alıntıdır ..

Ben hayretle okudum. Kitabın arkasında belge fotokopileri de eklenmiş. Şayet doğru ise halimiz vahim diyebiliyorum ancak :(

22 Mart 2007 Perşembe

Kuşbakışı Türkiye

Türkiye'nin öve öve bitirilemeyen güzelliğini "tanrıların gözü" yle gördünüz mü? Bugünlerde Atatürk Havalimanı' ndan dışarı uçacaksanız göreceksiniz. "Çılgın" bir THY uzmanı sayesinde. Bugünlerde yurtdışına uçacak olanlar Atatürk Havalimanı'nın dış hatlar gidiş salonuna girdiklerinde, seyahat acentalarının kapılarındaki dev posterlerde, broşürlerde, internetteki seyahat sitelerinde pek, belki de hiç görmedikleri bir "ülke" yle karşılaşıyorlar. İçeri girenlerin zihninde gayrihtiyari bir "Burası neresi yahu" sorusu oluşuyor. Burası, Türkiye.
Yassıca adaları - Göcek

Onu, karış karış tepeden mitolojideki Olimpos tanrılarının yeryüzüne bakış açısıyla görüntüleyense kafasındaki proje uğruna varını yoğunu satıp savan tarih, arkeoloji, doğa ve fotoğraf meraklısı ve Türk Hava Yolları uçuş uzmanı Alp Alper.


Aslında bu fotoğraflar, Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen bir projenin 250 karesinin sadece ufak bir kısmı. 15 yıldır Türk Hava Yolları'nda uçuş uzmanı olarak çalışan Alper'in 2005 Aralık'ında tamamlanan "1000 Feet'ten Türkiye" (1000 feet: Yaklaşık 304 metre) adlı çalışmasının ilk tohumları iş icabı havalandığı sıralarda, Türkiye'ye havadan fotoğrafçı gözüyle bakmasıyla atılmış.

1992'den beri fotoğraf çeken Alp Alper aslında her şeyin 1999 'daki sarsıcı depremin ardından başladığını anlatıyor:

"Türkiye'yi havadan fotoğraflamak için etütlere başlamıştık ama (17 Ağustos) 1999 depremi, o büyük yok oluş, bize bu projenin en kısa sürede gerekli olduğunu gösterdi. Fotoğrafçı, pilot, tarihçi, arkeolog arkadaşlarımla yola çıktık. Harita üzerinde etüt ettiğimiz noktaları, yerden fotoğraflayıp koordinatlarını çıkardık. Belirlediğimiz yerleri uçarak çekmeye karar verdik. Farklı bir açı oluşturarak, sanki bir tanrısal bakış yakalayarak, hem sanatsal, hem de kültürel değeri olan fotoğraflar yakalamaya çalıştık."

Her şey sözcüklerde anlatıldığı kadar kolay olmamış tabii. Belirlenen noktalara alçaktan uçuş yapabilme kabiliyeti olan Chesna tipi uçaklardan helikoptere altı ayrı çeşit araç temin etmek, çekimler için yıllık izinleri tamamen feda etmek, gidilecek yerlerde tüm masrafları karşılamak, uçarak yapılan çekimler sırasında iki kez ciddi yaralanma Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki çekimler için özel izin peşinde koşmak, sponsor bulamayınca evden otomobile elde avuçta ne varsa projeye yatırmak, 5.5 yıllık serüvenin sadece bir bölümü.

İşin en zor kısmı ise çekimler tamamlanınca, yolun sonuna gelindiğinde başlamış: 12 bin diadan sadece 250 kare seçmek! Alper, "1000 Feet'ten Türkiye" kitabı için, İshakpaşa Sarayı'ndan Selimiye Camii'ne, Nemrut Dağı'dan Tuz Gölü'ndeki allıturnalara kadar Türkiye'nin her köşesinden ve tamamen kuşbakışı olarak çektiği kareler arasında seçim yaparken, Çocuklarım arasında ayrım yapıyormuş gibi hissettim" diyor.

Alper, Türkiye'de kitabını yayımlayacak yayınevi ve sponsor bulamayınca, Türkiye'yi havadan çekilmiş olarak resmeden ilk kitaba destek olmak Yunanistan'a nasip olmuş. Alp Alper'in, İstanbullu bir Rum tarihçi olan arkadaşı Akilas Millas'ın aracılığıyla kitabı Yunanistan'da basma fırsatı bulmuş. Alper şimdilerde ikinci ve üçüncü kitabın hazırlıkları içinde. Kitabı bu sefer Türkiye'de bir yayınevinde basılsın, hatta Japonya'da, Amerika'da, Avustralya'da da raflarda olabilsin istiyor.

Yeni planları arasında sergi için seçtiği fotoğraflarının THY'nin uçtuğu, dünyanın 16 ayrı kentindeki havaalanlarında da sergilenmesi var: "Türkiye'den ayrılan yabancılar fotoğrafları gördüğünde içlerinde "Burası neresi, görmedik biz burayı" uktesiyle dönsün ve tekrar gelsin istiyorum. Sonra da bu 16 fotoğraf İstanbul'dan çıkıp, Atina, Paris, Londra, New York, Chicago, Pekin, Sidney, Delhi gibi 16 ayrı kenti gezsin, böylece Türkiye'nin reklamı yapılsın. Tek istediğim bunu yapabilecek kadar destek verilmesi."

21 Mart 2007 Çarşamba

Çanakkale Destanı ilk kez üç boyutlu animasyonda..

Superman’den Sünger Bob’a; Spiderman’den Batman’e yüzlerce çizgi film kahramanının ekranlara konuk olduğu günümüzde, kendi tarihimizin ve değerlerimizin çocuklarımıza kazandırılması gerektiğini düşünen Fatih Gülbahar ve ekibi tarafından hazırlanan ‘Çanakkale Destanı’, Çanakkale Savaşları’nın ilk üç boyutlu animasyonlarından biri olma özelliğini taşıyor. Nil Production tarafından piyasaya sürülen animasyon film, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla hazırlanmış.

Animasyon filmde kullanılan çoğu sahne bir yandan savaşın en acımasız yanını gösterirken bir yandan da vatanını canı pahasına korumaya çalışan Mehmetçik’in efsanevi mücadelesini anlatıyor. Farklı görüntü ve ses efektlerinin kullanıldığı filmde seçilen müzikler de filme ayrı bir renk katıyor. Savaşı anlatan bölümlerde kullanılan patlama ve yangın sahneleri ilgi çekiyor. Gerçek görüntüler ve fotoğraflarla desteklenen filmin seslendirmesinde de profesyonel bir ekip görev almış.

Filmde sadece Türk cephelerine de yer verilmemiş, savaşı yabancıların gözüyle de değerlendiren sahnelerde yabancı komutanların boğaza yaptıkları saldırıların içyüzüne ulaşılmaya çalışılmış. Zaman zaman arka planda kullanılan haritalar da savaşın cereyan ediş şeklini ortaya koyuyor. DVD ve CD formatındaki film 76 dakika uzunluğunda.

Haberin kendisi pazar keyfi ..

14 Mart 2007 Çarşamba

Güçlü Kadınlar..

Aylin Kotil Sarıgül'ün, Sabah gazetesinde yayınlanan yazılarından sadece biri..
Sabah gazetesindeki yazılarını "Benim İçin Ateş Yakar mısın?" adlı kitapta toplamış. Bu yazı da kitaba aktarılanlardan..

Biz güçlü kadınların kaderini,yaşamını ne güzel de anlatmış..
Neden güçlüyüz diye yalnız kalmak zorundayız.. Neden bu ortak kader?

12 Mart 2007 Pazartesi

History of Reiki

Reiki is believed to have begun in Tibet several thousand years ago. Seers in the Orient studied energies and developed a system of sounds and symbols for universal healing energies. Various healing systems, which crossed many different cultures, emerged from this single root system. Unfortunately, the original source itself was forgotten.

Dr. Mikao Usui, a Japanese Christian educator in Kyoto, Japan, rediscovered the root system in the mid- to late 1800s. He began an extensive twenty-one-year study of the healing phenomena of history's greatest spiritual leaders. He also studied ancient sutras (Buddhist teachings written in Sanskrit). He discovered ancient sounds and symbols that are linked directly to the human body and nervous system which activate the universal life energy for healing.
Usui then underwent a metaphysical experience and became empowered to use these sounds and symbols to heal. He called this form of healing Reiki and taught it throughout Japan until his death around 1893.

The tradition was passed through several grandmasters of reiki such as Dr. Chujiro Hyashi, Hawayo Takata, and Phyllis Lei Furumoto.

There are many forms of reiki being practiced now. The two principal ones are: "the Usui System of Natural Healing" and "the Radiance Technique."

The Usui System of Natural Healing balances and strengthens the body's energy, promoting its ability to heal itself.

Reiki is useful in treating serious serious illnesses as well as others. Examples are: sports injuries, cuts, burns, internal diseases, emotional disorders, and stress-related illnesses.
Reiki was introduced to the Western world in the mid-1970s. Since then its use has spread dramatically worldwide.

7 Mart 2007 Çarşamba

Birlikte Ayrılık ..

Sevgili paşa kuzenim ebru yaparmışta, yeni haberimiz oldu. Verdiği bir video yu paylaşmak istedim. Aynı tarzda kumla yapılan bi çalışmayı görmüştüm. Oda güzeldi..

Ebru sanatında standartın, bilinenin dışında bişeyler yapıldığını görmek beni acaip mutlu etti. Ve sanırım bu sanat dalınada burnumu sokmaktan kendimi alamayacağım :)

Benim haddime düşmez "Ebru Sanatı" hakkında yorum yapmak, post hazırlamak.. Çook yakında sizi bu konuda uzman bir kişi ile tanıştıracağım.. Oda bloglar aleminde, aramızda olacak..

Işıkla kalın..

9 Şubat 2007 Cuma

Lord of the Dance - MICHAEL FLATLEY

Here is my favoutite; Michael Flatley!!! Click for watcing the video.For more information visit the web-site:
MICHAEL FLATLEY
http://www.lordofthedance.com/



Kelimenin tam anlamıyla muhteşem... Müzikleri bende vardı ve devamlı dinliyordum çok uzun zamandır. Ama severek dinlediğim müziklerin böyle bir dans showuna ait olduğunu bilmiyordum. Ece ve Eko sağolsun varlığından haberdar ettiler . İzleyin hatta bulabilirseniz video ve kasetlerini edinin derim. Flatley aslında boksörmüş ama nasıl olduda dansa geçti araştırmak lazım. Linkleri yukarıda...Videoları uzun ama baştan sona izlemenizi öneririm...

Sarışınlardan haz etmem ama dansını izleyince aşık olmamak elde değil..

Aşık oldum sanırsam galiba:)

Işık ve sevgiyle kalın...

31 Aralık 2006 Pazar

Mikroplarda Hediyelik Olmuş ...

Bu kadarda olurmu dedirten cinsten.. Yinede hoş. Ben hep sevmişimdir oyuncakları:)) Mikropların bu kadar sevimli hale gelebileceklerini düşünmemiştim ama sanırım bu doktor ve biyologlar için güzel hediye olur..


1_ Adı: Ülser
Latince Adı: Helicobater pylori ; Ülsere stresin değil, mikropların neden olduğunu biliyor muydunuz?

2_ Adı : Frengi / Sifilis
Latince Adı : Treponema pallidum; Frengiye sebep olan bu ufaklık bulaşırken belki umrunuzda değildir ama sonradan epeyce canınızı sıkabilir. Neyse ki artık dizginlendi.

3_ Adı : Dizanteri/Karın Ağrısı
Latince Adı : Shigella; Şiddetli karın ağrısına yol açan bu bakteriyle eğlenmek mümkün olabilir mi? "Dev mikroplar"dan biriyse bu mümkün. Bununla birlikte bu dostumuz, kendisinden nasıl korunabileceğimizi de anlatıyor.

4_ Adı: A.I.D.S. / H.I.V
Latince Adı: Human Immunodeficiency; VirusKesinlikle kulağa hoş gelmiyor. Bu "dev mikrop" size, bu ölümcül hastalıktan nasıl korunabileceğinizi ve bu virüsün CD4 ve T-Helper hücrelerini nasıl tahrip ettiğini öğretecek!


5_ Adı :Kitap Kurdu
Latince Adı : Anobium Punctatum; Kitap okumayı seven sadece biz insanlar değiliz. Bu sevimli ufaklık, okuduğu kitapları yemeyi göze alacak kadar seviyor. Kütüphaneniz bu ufaklığı çok sevecek ancak kitaplar!?! Sanırız hayır.
6_ Adı: Öpücük hastalığı
Latince Adı: Epstein-Barr; Virus O basit bir öpücük değil!! Nüfusun 95'i bu şirin şeyle karşılaşıyor. Bu sevimli mikrobu, sevdiklerinize hediye ederek "dev bir öpücük"le onları mutlu edin.
_______________________________________________________________

Ben yinede Antworks'ü tercih ederim:)) Karıncaların günü serisinide aldımki, okurken onları izlemek fena olmazdı ..
Yaşamlarını inceleyince inançsız olmak mümkün değil!


Ve daha niceleri için TIKLAYINIZ...

18 Aralık 2006 Pazartesi

KUZEN ARAMIZDA ...


Duydumki kuzen blog açmış... Hemde bana haber bile vermeden :( .
Aslında bu post 1-2 ay evvel yazılmalıydı. Ama ben blog ile ilgilenemeyince ertelendi. Geç olsun ama güç olmasın değilmi ama...
Sen blog açarsın, bana hiç bişi sormazsın ve birde benden beter blogunu ihmal edersin öylemi... Yaz bakalım... Bak candostların burdan gelecekler sana ve yenilik isteyecekler ... Blog açmakla bitmiyor şekercim :)) Bu lafımı üstüme hiç mi hiç almıyorum ama..

Lakin cidden Çorum'dan da bahset bol bol.. Çorum için yaptığınız çalışmalardanda...
Güzel kalemini kımıldat biraz bizim için...
Ben takibindeyim, zaten hasretim memleketime:(

Geç te olsa HAYIRLI OLSUN BİRTANEM ARAMIZA HOŞGELDİN ...

Sen benim CANIMSIN; KARDEŞİM, CAN DOSTUMSUN!!!
İyiki varsın...

25 Eylül 2006 Pazartesi

3E TASARIM ATÖLYESİ...

El emeği, göz nuru ve bir eşi daha olmayan özel eşyalar kullanmayı seviyorsanız,
Sevdiklerinize fabrikasyon hediyeler yerine; onların kişiliğine,yaşamına,tarzına uygun hediyeler vermek istiyorsanız...
BUYRUN 3E TASARIM ATÖLYESİ 'NE....
3E TASARIM ATÖLYESİ ; Biricik dostum Ece'nin derin zekası, engin tecrübesi, muhteşem tasarım kabiliyeti ve fikirleriyle kuruldu.. Bende kıyısından köşesinden katkıda bulunmaya çalışıyorum ama asıl emek onundur :)

Atölyemiz el sanatlarına gönül vermiş kişilerin bir araya geldiği bir ortamdır.Ürünlerimiz tamamen el emeği, göznuru ile tek olarak hazırlanmaktadır. 2.si üretilmemektedir.

Aslında söylenecek çok söz var ama ben zaman kaybetmeden burdan haber vermek istedim böle bir çalışmanın varlığını.. Anlatmaya devam ederiz siz bir gezinde:)

Bir tıklayıp inceleyin derim...


Herkesi bekliyoruz...
Tesekkürler...
Isik ve sevgiyle...

KULLANMADIĞINIZ AYAKKABILAR İŞE YARASIN !!!

Haydi güzel yürekli , çocuk seven dostlar, dostlar haydi... ;
Eski ayakkabılarınızı bir torbaya doldurun "BETA" firmasının mağazalarına teslim edin! Karda kışta yoksul bir cocuğun üşüyen, ıslanan, ayaklarını yenisini alamasanızda kullanmadıklarınızla ısıtın...
Bu yardım çalışmasını yapan UMUT COCUKLARI DERNEGINE ve BETA firmasının sayın ilgililerine ve BU CAGRIYA KATILACAK OLAN GUZEL INSANLARA TESEKKUR EDIYOR, SAYGILAR SUNUYORUM...
Kullanmadığınız ayakkabıları toplamaya başladı iseniz , gereken adresler aşağıdadır... Daha detaylı bilgi için 0212 671 40 71 no'lu merkez telefonumuzdan ulaşabilirsiniz.

17 Mayıs 2006 Çarşamba

Türkçe Vuruşarak Çekilirken


Ece'm in tavsiyesi... Bende aldım sayılır ;)
Tüm üçüncü dünya ülkelerinde oynanan oyun, şimdi de Türkiye'de sahneleniyor. Türk genci, Türkçe düşünemez, dolayısıyla yazamaz, hatta konuşamaz duruma sürüklenmeye çalışıyor. Bunu amaçlayan Batı, entel takımımız'ı çoktan ele geçirdi. Onlar, aynı zamanda toplumsal iletişimde köşe başlarını tutmuş, yerli kültür köleleri. Türkçedeki yozlaşmaya da elebaşlık ediyorlar.

Elinizdeki kitap , Şefik Sezer Seçkin'in dil konusundaki yarım yüz yıllık tecrübesiyle kaleme aldığı şu ana öğelerden oluşuyor.

Dilimizde sokuşturulan ve ne yazık ki günümüzde yaygın olarak benimsenen yabancı kelimelerin, mutlaka öğrenilmesi gereken Türkçe karşılıkları

Kültür Köleleri'ne karşı "Özgür Türk" Küçük Sözlük'ü
Dünya küçülürken Türk'ün dışa açılan penceresi büyüyor. Daha da büyüyecek. Öncelikle medya çalışanlarımız olmak üzere hepimiz için önemli bir kılavuz

23 Avrupa Dilindeki İsimlerin Doğru Okunuşu ve Yazılış Şifreleri
Batı ülkesi insanlarıyla daha iyi iletişim kurmak, dışarıda can sıkıcı, hatta komik duruma düşmemek için adımızı onların doğru okuyacağı biçimde nasıl yazabiliriz?

Türkçe İsimlerin Uluslararası Yazılışı
Bu özgün kitabın, medyamız için benzersiz bir kaynak eser olmasının yanı sıra, her Türk'ün zihninde bir dil bilinci ufku açacağına inanıyoruz.

-Mamografi hayat kurtarır.

16 Mayıs 2006 Salı

TÜRK'UN ŞİFRESİ ..

Sn.Sinan Aygün'ün çağrısı...
ARKADAŞLAR BUNU YAPMAK ZOR DEĞİL. BEN YAPTIM . GEÇEN HAFTA 2 AYLIK FİŞİMİN HEPSİNİ ÇIKARTTIM VE ERİNMEDEN HESAPLADIM. YANİ DANONE YERİNE SÜTAŞ, NİVEA YERİNE ARKO ALMIŞIM VS.
2 AYDA 900 YTL PARAM TÜRKİYEDE KALMIŞ , TEK BAŞIMA OKADAR SADECE 100 KİŞİ DÜŞÜNÜN .....
_ATO 'dan tüketiciye '869' çagrisi!Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, ithal ürünler yerine Barkodu '869' ile başlayan yerli malı ürünleri satın alma çağrısı yaptı.. Aygün, tüketim malı ithalatına giden her 6 bin 500 dolarınTürkiye'de bir kişiyi işsiz bıraktığını belirterek, '869'u al, çocuğun İşsiz kalmasındedi.. Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, yabancı markalı Ürünlerin market raflarını istila ettiğini ve ithal ürün tüketimi Nedeniyle Türkiye ekonomisinin çıkmaza girdiğini kaydetti.. Aygün, bir ürünün Barkoduna bakarak hangi ülkeye ait olduğunun anlaşılabileceğini anımsatarak, Türkiye ekonomisinin kurtuluşunun 869 rakamında gizli olduğunu savundu..
_Aygün, şöyle konuştu: "Türkiye ekonomisi bugün güçlü ekonomiler karşısında bağımsızlık savaşı veriyor. Bu savaşta parolamız 869'dur. Yani Türk'ün şifresi 869' dur. Savaşı kazanmak ve başı dik gezmek istiyorsak ülkemizin ürünlerine sahip çıkalım. İthal ürünlere verdiğimiz her kuruş, ekonomimizi çıkmaz sokağa götürüyor, yerli sanayinin bacası tütmez oluyor. Gençlerimize istihdam yaratılamıyor. Yerlisi varken yabancı mal almak, kıt kaynaklarımızın dışarıya gitmesi ve yatırımların azalmasıdır. Azalan yatırım, çoğalan işsizliktir."
_Bireysel hareketler çoğaldıkça toplumsal büyük bi hareket yapabiliriz..
_Ülkemizi seviyorsak bunu dikkate alıp uygulamak zorundayız.. Bu hareket bizim kansız, savaşsız diğer ülkelerle, dış güçlerle mücadele edebilmemiz için tek ve en kolay yol !!!

Ülke _______Kodu
USA&Kanada__ 00-13
Fransa_______30-37
Almanya______400-440
Japonya______45
Yunanistan____520
İran_________626
Mısır________622
İtalya________80-83
İspanya______84
Türkiye______869


-Mamografi hayat kurtarır.

17 Nisan 2006 Pazartesi

Paylaşımın Sesi !!!

GÜNAYDIIIIIN :)))
Mutlu,huzurlu,sağlıklı ve güzel bir hafta diliyorum herkese...
Geçen gün Konuşan Kitap adlı bir siteden bahsetmiştim.Blogları gezerken sayfasında aynı hafta aynı konuya yer veren bir arkadaşımızın sayfasını buldum :)) ve duyarlı insanların varlığını hissetmenin mutluluğunu yaşıyorum...
Melis diyorki ;
"BIR KITAP* SESLENDIRMEK...
merhaba arkadaşlar,
bana gelen bir mailden etkilenip şimdi kendimi odakladığım bir çalışmadan bahsedeceğim...
mail de yazanların bir kısmı şöyleydi;

''Size oyle bir gonullu faaliyet onerecegim ki, zaman ve mekandan bagimsiz olacak. Istediginiz zaman yapip istemediginizde ara vereceksiniz. Gunun her saati yapilabilecek. Tek basiniza, evinizde calisabilecek ve son derece faydali isler ortaya koyabileceksiniz. Tum ihtiyaciniz bir bilgisayar, bir mikrofon ve bir de kitap!''
maili okuduktan sonra hemen gruba kaydolma kararı verdim çünkü bu tam da benim aradığım bir şeydi... sitesini biraz vakit ayırıp gezerseniz ciddi bir çalışma olduğunu ve çok güzel işler başardığını göreceksiniz...

"Engeller kaldırılabilir.. Özürlülerin önünde engel olmayı reddediyorum" diyenler; kitaplar artık konuşuyor.Tek amacımız görme özürlülere kitap seslendirmek ve kendilerine ulaşmasına çaba sarf etmektir.http://www.seslikitapgonulluleri.com/
"

Bende bu projeye katılacağım,harika bir çalışma :)) zaten kitap okumuyormuyuz ?Okuduğunuzu kaydedin herkes faydalansın!!!


Sağlıcakla Kalın...
Isık ve sevgiyle...

14 Nisan 2006 Cuma

Yeni Grubumuz :))

Arkadaşlar yeni bir grup kurdu arkadaşım Ece yeni yeni paylaşımlar için... Katılımlarınızı bekliyoruz...
3E design-elsanatları grubu,üyelerin her türlü elsanatları ile ilgili soru,öneri ve bilgi paylaşımı amacıyla kurulmuştur.Tüm sanatseverler üye olabilir.Sanata dair herşey için sevgiyle kalın...
Tesekkürler...
Isık ve sevgiyle...

13 Nisan 2006 Perşembe

BİR PAYLAŞIM !!!!

nette gezerken bulduğum bir site var... Konuşan Kitap.... süper bir site! tanıdığınız görme özürlü arkadaşlarımız için süper bir çalışma bence...
Birzamanlar eski Bakırköy Belediye Başkanı Dr.Ahmet Bahadırlı'nın yaptığı,benimde katılmamı istediği :( fakat üzülerek söylüyorumki katkıda bulunamadığım bir çalışmayı anımsattı bana... Dr.Ahmet Bey sadece tüm sorunlarda yardımcı olabileceği herkesin yanında olan fakat özellikle görme özürlü, zihinsel özürlü (her ne kadar bu özür tabirini sevmesemde şimdi yazacak başka bir tanım bulamadım :( özür diliyorum !) bireyler yardımcı olacak,onların hayatlarını ve eğitimlerini kolaylaştıracak çalışmalarda bulunuyordu... mesela görme engelliler için okullarına özel kulaklıklı kütüphane yaptırıyorlardı ve gönüllüler kasetlere kitapları okuyorlardı... bu aslıda çok güzel bir çalışmaydı...
Ben bu çalışmayı Afyona geldiğimde derneklere yardım kurumlarına okullara söylediğimde altında başka amaçlar aradılar ve kabul etmediler... Şimdi bu çalışmalar nerde kimler tarafından sürdürülüyor bilmiyorum,Dr. Ahmet Bey'e de ulaşamıyorum :( ....
Ama bu kurumlarda çalışan tanıdığınız birileri varsa bu site belki arkadaşlarımızın hayatlarına küçük bir renk katar...
Kitap okumayan yada okumaya vaktim yok diyenlerinde yararlanabileceği güzel bir paylaşım sitesi...

Teşekkürler...
Işık ve sevgiyle...