14 Mart 2007 Çarşamba

Güçlü Kadınlar..

Aylin Kotil Sarıgül'ün, Sabah gazetesinde yayınlanan yazılarından sadece biri..
Sabah gazetesindeki yazılarını "Benim İçin Ateş Yakar mısın?" adlı kitapta toplamış. Bu yazı da kitaba aktarılanlardan..

Biz güçlü kadınların kaderini,yaşamını ne güzel de anlatmış..
Neden güçlüyüz diye yalnız kalmak zorundayız.. Neden bu ortak kader?

24 Ocak 2007 Çarşamba

İYİ DÜŞÜNÜN ! ...

İyi düşünün...
Bu yılınızı iyi geçirdinizmi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yayılın çimenlerin üzerine..... Acele edin....
Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...

CAN DÜNDAR

Selçuk Yöntem in sesinden dinlemek isterseniz... Ki şiddetle tavsiye ederim ....
BUYRUN!

18 Ocak 2007 Perşembe

Taze Bitmiş ...

Yok işte bitmiş, taze bitmiş...
Güven, Sevgi, Saygı, Anlayış, Dürüstlük, Sadakat, Huzur, AŞK ...
Arıyorum, gidiyorum, bakıyorum; YOK! Çaba sarfediyorum; YOK!!!
Konuşuyoruz, umuyorum ama birde bakıyorumki farklı herşey...
Beklentiler aynı gibi ama görünen farklı...

Demekki doğru gözlemim.. Eski fotoğraflarda ve anılarda kalmış masumiyet dolu aşklar, günler. Bunun özlemini duyan kimse kalmadı bi ben birde can dostum Günerim. Evet biri daha eklendi dedim yalan oldu... Herşey günübirlik olmuş bu hayatta yazık ne kadar basit duygular...

Geçmiş zaman... Bir birliktelik 4,5 yıl sürmüş dile kolay... Ama nasıl sürmüş; saygıyla, güvenle sevgiyle,samimiyetle.. Bitmiş ama içinde saygısı kalmış. Şimdi andığımda gülümsüyorum, çünki değer verdim ve aldım.. Sayıldım saydım... Kırmadım kırılmadım.. Anılardaki eski bir dost.. Şimdi yaşanamazmı böyle duygular.. İstenirse; herkez isterse ...

Ben geçmişte yaşamak istemiyorum!!! Bunları bugünde karşılıklı yaşamak ....
Mümkün olmalı, olacak..

Yaşamak istiyorum; ilgiyi, şefkati, aşkı ve sevgiyi.
O kadar ihtiyacım varki huzurla paylaşmaya. Üretemiyorumda.. Sanatçının ilhamı olmazsa ne yapabilirki.. Motive edicek, hayata bağlayacak, onu hergün yeniden doğuracak...
Olmazsa ne olur..
Boş boş bakar, üretemez, rengi solar hayatının,gözlerin..
İşte benim gibi zevk almaz nefes almaktan...

Yaşamak istiyorum ama yoruldum beklemekten ve aramaktan.. Geçen zaman hırpalıyor insanın yüreğini ve zihnini. Ve ben yeterince hırpalanmadım mı?

Ben sanatçıyım demekte istemiyorum artık... Demeklede olunmuyor. Bunu benim için söyleyenler söylüyor zaten benim söylemem doğru değil. Şunuda söylemek gerekirki, böyle bişeyde kalmadı bende... Geri gelmesi zor ve zaman ister.. İster işte ne ister biliyorsunuz.. Üretmem için ihtiyacım olan belli...

Zoraki yaşıyorum.. Plansız programsız.. Umutsuz vede mutsuz... Hatta huzursuz...
Yarın varmı bilmiyorum. Olsun istiyorum ama olmuyo işte ne çare...

Tek derdim bunların yoksunluğu değil, çok daha büyük dertlerim var. Ama onlara dayanabilmem için...

"ZAMAN GEÇİYOR VE HAYAT KISA.. KAYBEDECEK ZAMAN YOK " demişti biri bir gün.. Aslında hep tekrarladığım bir sözdü bu kendime. Ama söylendiğinde bir başka gelmişti nedense... (yalan oldu sanırım...)

Neyse boş herşey işte... Düşüncelerim kelimelere farklı dökülüyolar ve ben yazmaktan yine nefret ediyorum... Değişen hiç bişi yok!

10 Kasım 2006 Cuma

KADININ YARADILIŞI ...

Alıntıdır ...

Musevilerin, Tanrı ile insanın konuşmasını anlatan kitapları Talmud' dan alınmıştır ve şöyle biter;
''...bir kadını ağlatırken çok dikkat edin,çünkü tanrı gözyaşlarını sayar! Kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı! Öyle olsaydı ezilirdi; üstün olmasın diye başından da yaratılmadı. Ama göğsünden yaratıldı, eşit olsun diye;... ...kolun biraz altından, korunsun diye; ...kalp hizasından, SEVİLSİN diye...''

16 Temmuz 2006 Pazar

SÖYLEMEYE ZAMANI OLMAYANLARA

Kuzen Meryoş'tan gelen bir mail.. Hoş bir ifade,fırsatı olamayanlara...

_Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet. Yüreğini elime koyduğunda anladım...
_''Sana ihtiyacım var, gel!'' diyebilmekmiş güçlü olmak. Sana ''git'' dediğimde anladım...
_Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek. "Git" dediklerinde, gittiğimde anladım...
_Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
_Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak. Gerçekten pişman olduğumda anladım...
_Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş. Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış. Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...
_Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi. Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...

CAN YÜCEL

11 Temmuz 2006 Salı

NASIL KAFA SAYISI KADAR DÜŞÜNCE ÇEŞİDİ VARSA ,
KALP SAYISI KADARDA SEVGİ ÇEŞİDİ VARDIR !!!
TOLSTOY

POZİTİF YAŞAMAK & MUTLU OLMAK

Sabah sol gözümde bir ağrı ve biraz kanla uyandım. Öğleden sonra soluğu doktorda aldım. Dünya tatlısı bir doktor. İlk bakışta çözdü derdimi.
"Direnç kaybına bağlı iltihaplanma..." , "Sorun gözünde değil aslında..." dedi doktorum.
".... baktığın yerde .....Hep karanlığa bakmaktan Feri sönmüş gözlerinin. Yılgın düşmüşsün. Yorgunluk mikrobu, seni gözünden vurmuş". Bu teşhisin ardından öyle bir reçete yazdı ki dostlar basına:
"Pozitif düşüneceksin. Hayata sımsıkı sarılacaksın. İşinden kafanı kaldırıp sevdiklerinle vakit geçireceksin. Kendine yeni heyecanlar yarat. Sev, ki hücrelerin yenilensin. Sana enerji vermeyecek hiç kimseyle de birlikte olma..."
CAN DÜNDAR

4 Temmuz 2006 Salı

BİR BABADAN EVLADINA 40 ALTIN ÖĞÜT

Canım babamda bana öğütlerde bulunmuştu ama hiç listelemememişti :)... Hiç aklımdan çıkarmadığım bir öğüdüde; "Okumak için farklı bi şehire gidiyorsun, bizden ayrılıyorsun. Sakın ha sakın aç kalsan dahi hiç kimseden borç alma, bir yere hesaba yazdırarak alışveriş yapma!" olmuştu...
Anneciğim Babacığım.. Beni bu şekilde yetiştirdiğiniz için çok teşekkür ederim.. Varlık içindeyken dahi her istediğimin olmaması, tutumlu olmayı öğrenmem, benim öğrencilik hayatını sıkıntısız eçirmemi sağladı... Şu andaki durumumuzdan mutsuz olmuyorsam, üzülmüyorsam sizin sayenizde... Herşeyin bizler için olduğunu, yaşamda herşeyle karşılaşılabileceğini, ama herşeyden önemlisinin önce vatan-millet sonraaile olduğunu öğrettiniz bana ! İYİKİ BENİM AİLEMSİNİZ!!! Ama her zaman söylediğim gibi ben sizler gibi çocuk yetiştirememekten korkuyorum... SİZİ ÇOK SEVİYORUM!!! Size teşekkür edeceğim çok konu var aslında ama şimdilik bu kadar :)
1-Ucuz araba kullan ama alabileceğin en iyi evi al.
2-Adam gibi üç fıkra öğren.
3-Sevinçlerini sakın erteleme.
4-Eşini çok iyi seç, çünkü bu seçim mutluluğun veya bedbahtlığının yüzde doksanını oluşturabilir.
5-Her gün dokuz dakika yürüyüş yap.
6-Her yemekten önce şükret.
7-Bir arkadaşına sırrını açmadan önce iki kere düşün.
8-Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.
9-Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.
10-Çocukların adalet kelimesini duyduklarında seni hatırlatacak gibi yaşa.
11-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.
12-Kendini ve başkalarını affetmesini bil.
13-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.
14-İlk yardımı öğren.
15-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.
16-Her gün altı bardak su içmeyi unutma.
17-Seni seven insanları koru.
18-Zorda olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene, çünkü bu tatildeki anılar hayatının en değerli anılarından biri olacak.
19-Seyahate çıkarsan cüzdanına sana ait sağlık bilgilerini , ev adresini ve telefon numaranı kaydetmeyi unutma.
20-Başarıyı iç huzura kavuştuğun sağlıklı olduğun ve sevildiğin zaman değerlendir.
21-İyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma, birisi doğru insanı bulmak ikincisi doğru insan olmak.
22-Ebeveynlerini , karını ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.
23-Sevimsiz olmayacak şekilde ayrı fikirde olmayı öğren.
24-Cesaretli ol, hayatına geri baktığın zaman yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.
25-Çok mükemmel bulduğun bir fikri başkasının engellemesine izin verme. >26-Keyifsizliklerini açığa vurma. 27-Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.
28-Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve hiçbir şeyi eleştirme.
29-İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.
30-Çocukların hakkında başkalarına iyi şeyler söylerken bırak onlar seni duysun.
31-Güç,sahip olduğun mallarla ilgili değildir;unutma
32-Biriyle tanıştığın zaman elini uzat ve adını söyleme , ama bil ki bunu aklın tutmayacak.
33-Kalem ve not defterlerini hep yanında taşı. >34-Zaman ve kelimeleri boş yere harcama, ikiside çok değerli.
35-Basınla konuşurken son sözün hep onlara ait olduğunu unutma.
36-Senden az yada çok parası olanlarla paran hakkında konuşma.
37-Her şeyi elde etmek için çok güç saffettiysen tadını çıkarmak için zaman ayır.
38-Birisinin kahramanı ol.
39-Neyi ve kimi desteklediğini insanlara söyle.
40-Sadece AŞK için evlen. -- yazarı bilinmiyor

3 Temmuz 2006 Pazartesi

CENNET-CEHENNEM & DOSTLUK...

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. Adam çok susamıştı. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
_"Affedersiniz... Burası neresi?"
_Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim"
_Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi
_"Peki bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok susadım"....
_Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin. İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz....."
_ Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü...
_Ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez. Hayvanları içeri almıyoruz..."
_Bunun üzerine adam bir an durdu.. Düşündü.. Ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular.... Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı.
_Adam sordu: "Affedersiniz. Bana biraz su verebilir misiniz??"
_Dede "İçeri gel" dedi.. "Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var..."
_Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi? "
_Dede " Tabii..."dedi.. "Çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın... " Bunun üzerine adam kapıdan girdi... Biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam çeşmeden, köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler....
_Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu: "Su için çok teşekkür ederim... Peki burası neresi..?"
_Dede "Burası cennet" dedi.
_Bunu duyan adam şaşırdı: "Ama nasıl olur..? Az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..."
_Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... " Ama orası Cehennem.."
_Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??"
_Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz.....Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...."
DOSTLARINIZI YARIYOLDA BIRAKMAYIN !!!

Beni yarıyolda bırakmayan, yeni çıktığım HERBALİFE yolunda da Maddi ve Manevi olarak yanımda olan tüm dostlarıma sonsuz TEŞEKKÜRLER !!!
İYİKİ VARSINIZ :)

19 Haziran 2006 Pazartesi

FARKINDA OLMAK !!!

Gelen bir e-posta'dan alıntıdır
_"Farkında" olmalı insan. Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı.
_Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen.
_Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
_Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını, ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli. Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli. Henüz bebekken "Dünya benim!" dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların "her şeyi bırakıp gidiyorum işte!" dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
_Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
_Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
_Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan ve ölmeden evvel ölebilmeli! Hayvanların yolda kaldırımda çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
_Eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en güzeli) olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı. Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
_Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
_Eşine "seni çok seviyorum!" demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
_Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli. Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
_Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını 60-70 yıl sonra sigara yüzünden Azrail'e soba borusu gibi teslim etmenin emanete ihanet sayılacağını fark etmeli.
_63 yıllık ömründe hiç karnı doymayan bir peygamber'in inanları olarak aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli.

16 Haziran 2006 Cuma

DUDAKLA BARDAK ARASI

(KOŞULSUZ-SEVGİ) GRUBUNDAN ALINTIDIR....

Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim, yeni yaptırdığı bir bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş. İşlerin bir an önce bitmesini sağlamak için de kölelerini hiç dinlenmeden çalıştırıyormuş. O zavallı kölelerden biri, birgün pek bitkin düştüğü için dayanamaz ve zalim krala: " Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın üzümlerinden yapılacak şarabı hiç bir zaman içemeyeceksinizki !.." deyivermiş. Kral biraz kızmışsa da sesini çıkarmamış. Nihayet gün gelip üzümler yetiştikten sonra, kral köleler de dâhil herkesin hemen toplanmasını emretmiş. Bir müddet sonra da o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan bir bardak getirilmesini emretmiş. Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna çağırtmış. Şarap bardağını eline alarak: " Söyle bakayım, benim bu şaraptan hiçbir zaman içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin?" diye sormuş. Köle şöyle cevap vermiş: "Belli olmaz efendim.İçebileceğinizi söyleyemem. Çünkü dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur. O arada başınıza neler gelebileceğini de bilemem! Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralın adamlarından biri girmiş. Bir yaban domuzunun bahçeye girdiğini ve asmaları kırıp döktüğünü söylemiş. Kral elindeki bardaktan bir damla dahi içmeden hemen dışarı fırlamış. Bahçede domuzun bulunduğu yere koşmuş. Kral ve domuz arasında öldüresiye bir mücadele başlamış. Sonunda yaban domuzu mızrak gibi azı dişleriyle, Sisam kralının karnını yarıp ölümüne sebep olmuş. Kral bostanda, bardak masada kalmış...
Şu söz bu olayı güzel bir şekilde ifade ediyor:
"Nasip ise gelir Hint' tenYemen' den, Nasip değil ise ne gelir elden?"
Kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın.
Sıkıca asılın onlara tıpkı hayata asıldığınız gibi... Çünkü onlarsız hayat da anlamsızdır.. Hayatı çok hızlı koşmayın, nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın. Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Dün tarih oldu... Yarın bir sır... Bu günün kıymetini bilin.
Sevgiyle Kalın...

15 Haziran 2006 Perşembe

SOKAKTA AŞK ....



Onlar bilem aşkı yaşarken , ben....
Ama bu haksızlık değilmiii ... :(

26 Mayıs 2006 Cuma

DÖNÜŞÜR - MAHATMA GHANDİ

23 Mayıs 2006 Salı

KORKU , AMA NEDEN !? - W.SHAKESPEARE

Işık ve sevgiyle...

-Mamografi hayat kurtarır.

KUMRULARIN HİKAYESİ ...

Darısı başıma :( ...

-Mamografi hayat kurtarır.

SİZ HANGİSİSİNİZ ?! KAHVE-YUMURTA-HAVUÇ...

Siz Hangisisiniz ?
Havuç, Yumurta, Kahve.......
Siz hangisisiniz? Bir baba ile kızı dertleşiyorlardı. Kızı hayatında çok sıkıntı yaşadığından ve bunlarla nasıl başedeceğini bilemediğini söylemiş babasına. Hatta sorunlar ardı arkasına devam ediyormuş hayatında. Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve "Gel, sana bir şey göstereceğim!" diye kızını mutfağa götürmüş. Baba ünlü bir aşcı imiş. Ocağa 3 tane eşit büyüklükte kap koymuş, üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış. Ve birinci kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise de bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Masaya iki tane tabak ve bir tane boş bardak koymuş ve ilk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Daha sonra artık epey pişmiş olan yumurtayı alıp bir tabağa koymuş. En sonunda da artık suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü
olan kahveyi de alıp bir bardağa boşaltmış. Kızına şu soruyu sormuş: "Kızım ne görüyorsun? "Kızı demiş ki: "Havuç, yumurta ve kahve. " Kızını elinden tutup masaya yaklaştırıp daha yakından bakmasını ve hissetmesini istemiş. Kızı demiş ki: "Ne görüyorum.. Haşlanmış yumuşak bir havuç (Bunu yaparken çatalı havuca batırmış ve yumuşaklığını hissetmiş), artık pişmekten içi katılaşmış bir yumurta ( yumurtayi eline almış, hatta bir tarafından masaya vurup, çatlatmış ve içini görmüş) ve bir bardak kahve. (Biraz içmiş) "Hatta tadı oldukça iyi!" . "Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?" diye sormuş. "Bak demiş, hepsi aynı şekil kapta , aynı sıcaklıkta , aynı dakika pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. Havuç ilk başta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı hatta güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler, ve içinde olduklari suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu eşsiz tatta bir kahveye çevirdiler." "Kızım sen hangisisin? diye sordu adam. Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Sen havuç musun, yumurta mısın, yoksa kahve misin?
Siz hangisisiniz ? Havuç gibi sert bir kişi misiniz, ama sorunlar yaşayınca yumuşuyor ve güçsüzleşiyor musunuz? Yumurta gibi içi yumuşak, her an kırılabilir bir kişi misiniz? Sorunlar karşısında (ölüm, ayrılık, krizler,vs. ) , güçleniyor ve sertleşiyor musunuz? Yoksa bir kahve çekirdeği gibi misiniz? Kahve sıcak suyu değiştirir, hatta suyun sıcaklığı en üst dereceye çıktığında,en lezzetli kahve ortamı hazır olur. Lezzet maksimuma ulaşır. Eğer sen bu kahve çekirdeği gibi isen, çevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunları olumluya çevirebilirsin. Çevrene güzel tatlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın.
Siz hangisisiniz?


-Mamografi hayat kurtarır.

22 Mayıs 2006 Pazartesi

GERÇEK DOSTLARA - CAN DÜNDAR

Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa... "Onu", şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa... Yüreklilikle söylediğiniz... "Canım benim!.. dediğiniz... Telefonda bile saatlerce konustuğunuz, sıcacık biri... Özlediğinizde, hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı? Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur, sempatik, azimli, kararlı,.. Arayan, soran, "Seni özlüyorum" diyen biri. Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayışla karşılar her şeyi... Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten. Bir gün bir bakarsınız, karşınızda... Bir de bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz. Kadın, erkek fark etmez. Bir dost bulun! Ama gerçek olsun. Aradığınızda işinizi değil, sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin! Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğruları söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasın! Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın. Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın! Paylaşırım." desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın... Dost olsun! Ama...
Gerçek bir dost..
D O S T Ç A K A L I N.......
Isik ve sevgiyle...


-Mamografi hayat kurtarır.

12 Mayıs 2006 Cuma

Mutluluk Nerde ?...

7 Mayıs 2006 Pazar

BİR HAYAT KURALI !!!


Biz bunu oldukça geç anlayanlardanız...olabildiğincede acı bir şekilde...
Her ne kadar anlamış olsamda, herşeyin için düşünebildiğim bu kuralı sevdiklerim konusunda düşünemiyorum...
Sahiplenmek olarak değil ama hep benimle kalsın istiyorum, ama ne mümkün....
İsteklerinizin hep sizinle olması ve olabilmesi dileğimle...

CENNET